Sendrom Aktüel Tıp Dergisi

 Temmuz - Ağustos 2011

    

GÖĞÜS CERRAHİSİ, 23(4-6):4-9, 2011
TORASİK ÇIKIŞ SENDROMU

Yrd. Doç. Dr. Timuçin Alar
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı

 
 
ÖZET
 

Torasik çıkış sendromu (TÇS), nörovasküler yapıların skalen kaslar ve birinci kot bölgesinde bası altında kalması nedeniyle değişik semptomlarla ortaya çıkan bir sendromdur. Tanı açısından kliniğini nörojenik ve vasküler TÇS olarak ayırmak gerekir. Dikkatli ve detaylı alınan öykü ile provakatif testlerle yapılan fizik muayene, TÇS tanısını doğru koyabilmek için gereklidir. Toraks ve servikal bölgenin radyolojik olarak görüntülenmesi, sinir ileti hızı ölçümleri tanıyı koymada yardımcı olur. TÇS olan hastaların çoğunda başlangıç tedavisi, egzersiz programları ve fizik tedaviyi içeren konservatif yöntemlerdir. Cerrahi yaklaşım vasküler ve gerçek nörojenik TÇS da ve konservatif tedavinin başarısız olduğu durumlarda endikedir

 

FİZİKSEL TIP VE REHABİLİTASYON, 23(4-6):10-14, 2011
MESLEKİ KAS İSKELET HASTALIKLARINDA KORUNMA VE ERGONOMİ

Prof. Dr. Emel Özcan
İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

 
 
ÖZET
 

İş ile ilgili aktiviteler sonucunda gelişen mesleki kas iskelet hastalıkları (MKİH) endüstrileşmiş ülkelerde yaygın bir sağlık sorunudur ve sakatlığın önde gelen nedenlerindendir. MKİH üretkenlikte azalma, yüksek iş günü kayıpları ve yüksek sigorta tazminat ödemelerine yol açarak ekonomiyi olumsuz etkiler. MİKİH’den korunma ve tedavide ergonomi programlarının etkin olduğunu gösteren çalışmaların sayısında artış vardır. Kas iskelet hastalıklarında riske maruziyet ve maruziyette değişim gözlemsel değerlendirme teknikleri ile ölçülebilir. Li ve Buckle tarafından 1998’de geliştirilen QEC-HMD (Quick Exposure Check- Hızlı Maruziyet Değerlendirme) bu yöntemlerden birisidir. HMD’ nin Türkçe adaptasyonune güvenilirlik çalışması Özcan ve arkadaşları tarafından yapılmıştır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı HMD’i temel alan Kas İskelet Sistemi Hastalıklarında Risk Değerlendirme Rehberini yayınlamıştır.

 

SPOR VE TIP, 23(4-6):15-21, 2011
DİABETES MELLİTUS VE EGZERSİZ TEDAVİ YÖNTEMLERİ

Yrd. Doç. Dr. Dilek Sevimli
Çukurova Üniversitesi Spor Sağlık Bilimleri Anabilim Dalı

 
 
ÖZET
 

Diabetes Mellitus (DM), İnsülin hormonunun yetersizliğinden kaynaklanan kan şekeri düzeyinin anormal şekilde seyrettiği ve metabolizma bozukluğu ile karakterize sendromdur. Hastaların tedavi programında insülin, oral antidiabetik ve diet ile birlikte egzersiz önemli bir yere sahiptir. Sedanter ve obez olan (DM) bireylerde büyük oranda hipoglisemi görülebilir. Bu durum egzersizin kan glukoz regülasyonundaki önemini belirlemektedir. Diğer taraftan Tip I diabetli bireylerde aşırı efor ve ağır sporlar esnasında hipoglisemik ataklar görülebilir Egzersizin glikoz metabolizmasındaki rolü göz ardı edilmeden, belli kurallar çerçevesinde aerobik egzersiz DM’li hastaların tedavisinde yaygın şekilde tavsiye edilmektedir. Bu makalede Diabetes Mellitus’ta etkili olabilecek egzersizlerin planlanması konusundaki son görüşler derlenmeye çalışılmıştır.

 

SPOR VE TIP, 23(4-6):22-27, 2011
FİBROMİYALJİ SENDROMLU HASTALARDA EGZERSİZ YÖNTEMLERİ

Yrd. Doç. Dr. Dilek Sevimli
Çukurova Üniversitesi Spor Sağlık Bilimleri Anabilim Dalı

 
 
ÖZET
 

Fibromiyalji Sendromu (FS), yaygın ağrı ile karakterize yorgunluk, uyku bozukluğu, spesifik anatomik bölgelerde hassas noktaların bulunduğu kronik nonartiküler romatizmal bir hastalıktır. FS hastalarının yönetiminde özellikle nonfarmakolojik tedavi seçenekleri arasında egzersiz çok önemli yer tutmaktadır. Farklı egzersiz yaklaşımları bu hastalarda sıklıkla kullanılmakta, özellikle aerobik egzersizler oldukça yararlı olmaktadır. Bu makalede, FS tedavisinde etkili olan egzersiz aktiviteleri gözden geçirilmiş ve konuyla ilgili son görüşler derlenmeye çalışılmıştır.

 

PEDİATRİ, 23(4-6):28-31, 2011
HOLT-ORAM SENDROMU: OLGU SUNUMU

Yrd. Doç. Dr. Özmert M.A. Özdemir
Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Anabilim Dalı
Prof. Dr. İlknur Kılıç
Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Anabilim Dalı
Uzm. Dr. Kazım Küçüktaşçı
Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Anabilim Dalı
Doç. Dr. Dolunay Gürses
Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Anabilim Dalı 
Dr. Ümmühan Azdemir
Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Anabilim Dalı

 
 
ÖZET
 

Holt-Oram sendromu (HOS) üst ekstremite ve kardiyak anomalilerle karakterize otozomal dominant kalıtılan bir hastalıktır. Radiyal, karpal ve tenar kemiklerde aplazi, hipoplazi ve füzyon görülürken, kardiyak anomali olarak en sık sekundum tip atrioventriküler septal defekt (ASD) ve musküler ventriküler septal defekt (VSD) görülür. Tedavi olarak kardiyak defekt ve ekstremite fonksiyonunu düzeltici cerrahi işlemler uygulanmaktadır. Bu sendromun prognozu kardiyak lezyonların şiddetine bağlı olmakla beraber genel olarak selimdir. Bu yazıda, sol radius ve birinci metakarpal kemik aplazisi ve ekokardiyografik (EKO) incelemede sekundum ASD ve patent duktus arteriyozus (PDA) saptanan yenidoğan olgusuna HOS tanısı konularak, nadir görülmesi nedeniyle sunuldu.

 

ADLİ TIP, 23(4-6):32-35, 2011
ŞİDDETE MARUZ KALMIŞ KADINLARA SAĞLIK PERSONELİNİN YAKLAŞIMI

Yrd. Doç. Dr. Özlem Erel
Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı

 
 
ÖZET
 
Kadına yönelik şiddet, kadın sağlığını olumsuz yönde etkilemekte ve sağlık sistemi üzerinde yük oluşturmaktadır. Fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalan kadınların %92’si yaşadıkları şiddete rağmen, herhangi bir resmi veya özel kuruma başvurmamaktadır. Sağlığın etkilenmesine rağmen sağlık kurumlarına başvurulmaması oldukça acı bir durumdur. Zira bu kurumlar, şiddet konusunda en çok yardım alınabilecek kurumlardır. Sağlık hizmeti verenler, şiddetin etkilerinin azaltılması veya yok edilmesinde anahtar rol oynamaktadırlar. Sağlık kurumları, yaşamlarının herhangi bir evresinde kadınla temasa geçebilen tek kurumdur. Sağlık hizmeti verenler, şiddete maruz kalmış kadınlara, kızlara ilk olarak; yaşadıkları şiddet hakkında nasıl sorular sormaları gerektiğini, bulguların değerlendirilmesi ve raporlandırılması aşamasında nelere dikkat etmeleri gerektiğini, daha sonra ise yasal yardım konusunda nasıl yardımcı olabileceklerini bilmelidirler. Ülkemizde son yıllarda düzenlenen yasal değişikliklerle birlikte kadına yönelik şiddet konusunda çeşitli meslek gruplarına yönelik eğitimler verilmektedir

 

PEDİATRİ, 23(4-6):36-44, 2011
DONÖR GRANÜLOSİT TRANSFÜZYONU

Uzm. Dr. Fatih Erbey
Medicalpark Bahçelievler Hastanesi, Çocuk KİT Ünitesi
Biyolog Ferda Tekinturhan
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Terapötik Aferez - Kök Hücre ve Kriyoprezervasyon Ünitesi
Doç. Dr. İbrahim Bayram
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Onkoloji & Çocuk KİT Ünitesi
Prof. Dr. Atila Tanyeli
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Onkoloji & Çocuk KİT Ünitesi

 
 
ÖZET
 

Donör granülosit transfüzyonu (DGT), hayatı tehdit eden ciddi bakteriyel veya fungal enfeksiyonu olan nötropenik bir hastaya, yeterli sayı, kalite ve fonksiyonda polimorfo nüveli lökositin verilmesi işlemidir. Son yıllarda, toplama tekniklerindeki önemli gelişmeler ve rekombinant büyüme faktörlerinin kullanılması ile oldukça yüksek dozda granülosit konsantrelerinin toplanabilmesine rağmen, DGT’nun terapötik etkinliği tam olarak kanıtlanamamıştır. Bu amaçla nötropenik hastalarda DGT’un kullanım endikasyonlarını ve etkinliğini belirlemek için geniş çaplı randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır. Bu yazıda, DGT’nun endikasyonları, klinik kullanımı ve toplama teknikleri gözden geçirilecektir.

 

JİNEKOLOJİ, 23(4-6):45-46, 2011
MAROTEAUX TİP-AKROMEZOMELİK DİSPLAZİLİ BİR OLGU

Dr. Tülay Tos
Dr. Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Tıbbi Genetik Bölümü 
Dr. Ali Karaman
Erzurum Nenehatun Kadın Doğum Hastanesi Tıbbi Genetik Bölümü

 
 
ÖZET
 
Akromezomelik dizplazi, kısa distal ekstremiteler yada fasiyal ve spinal deformiteler içeren genetik geçişli nadir bir iskelet bozuklukluğudur. Akromezomelik dizplazinin üç tipi vardır. Burada Maroteaux tip-akromezomelik dizplazili bir olguyu sunduk.

 

JİNEKOLOJİ, 23(4-6):47-48, 2011
PİERRE ROBİN SENDROMU

Dr. Ali Karaman
Erzurum Nenehatun Kadın Doğum Hastanesi Tıbbi Genetik Bölümü 
Dr. Fuat Laloğlu
Erzurum Nenehatun Kadın Doğum Hastanesi Yenidoğan Ünitesi 
Dr. Hasan Kahveci
Erzurum Nenehatun Kadın Doğum Hastanesi Yenidoğan Ünitesi

 
 
ÖZET
 

Pierre Robin sendromu, ilk kez 1920 yılında Pierre Robin tarafından mikrognati, yarık damak, glossopitozdan oluşan bir durum olarak tanımlanmıştır. Bu yazıda, yarık damak, mikrognati, glossopitoz ve patent foramen ovale defektli yenidoğan erkek bir hasta rapor edildi. Bu sendromun prenatal tanısı güçtür. Ancak doğumda yapılan dikkatli bir fizik muayene ile tanı basit olarak konabilir.

 

JİNEKOLOJİ, 23(4-6):49-50, 2011
TANATOFORİK DİSPLAZİ

Dr. Ali Karaman
Erzurum Nenehatun Kadın Doğum Hastanesi Tıbbi Genetik Bölümü 
Dr. Hasan Kahveci
Erzurum Nenehatun Kadın Doğum Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi 
Dr. Remzi Arslan
Erzurum Nenehatun Kadın Doğum Hastanesi Patoloji Ünitesi

 
 
ÖZET
 

Tanatoforik displazi en yaygın (16000 doğumda 1) letal cücelik durumudur. Klinik bulguları homozigot akondroplazi ile benzerlik gösterir. Boy kısa (yaklaşık 40 cm), alın geniş, burun kökü basık, yüz küçük ve ekstremiteler kısadır. Bu hastalar doğumdan kısa bir süre sonra göğüs kafesinin dar ve akciğerlerin hipoplazik olmasına nedeniyle ölmektedirler. Bu makalede, Tanatoforik displazili nadir bir yenidoğan olgusunu sunduk.

 

BESLENME, 23(4-6):51-55, 2011
BESLENME DURUMU ÜZERİNE MEVSİMSEL ETMENLERİN GÜCÜ VE KÜRESELLEŞME

Öğr. Gör. Dr. Nilüfer Acar Tek
Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü 
Prof. Dr. Gülden Pekcan
Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü

 
 
ÖZET
 
İnsan metabolizması mevsimsel olarak gün ışığına bağlı bir döngüdedir. Bu nedenle mevsimsel değişiklikler; psikolojik, duygusal, fizyolojik, nörokimyasal ve hormonal mekanizmalar aracılığı ile insanları etkilemektedir. Mevsimsellik toplumların beslenme ve sağlık durumu üzerinde potansiyel bir etkiye sahiptir. Mevsimsel farklılıklardan etkilenen unsurların başında besin tercihleri, miktarları ve çeşitlilikleri gelmektedir. Gelişmekte olan toplumlarda mevsimsel değişikliklerin etkisi daha fazla hissedilmektedir. Mevsimsel iklim değişiklikleri insanları farklı açılardan etkilemekle birlikte, bireylerin beslenme durumu üzerine olan etkilerinin tam olarak ayrıştırılması kolay değildir. Besine ulaşılabilirlik, besin güvencesinin temelini oluşturmaktadır. Dünya’da, besin sistemindeki küreselleşmenin ve açık pazarın etkisi, besine ulaşılabilirliği kolaylaştırmasına rağmen, gelişmekte olan ülkelerde besin yetersizliğinden/yokluğundan dolayı bir milyar insanın yetersiz beslendiği tahmin edilmektedir. Besin çeşitliliğinin ve miktarının fazla olduğu ekonomik olarak gelişmiş ülkelerde bile, bazı bölgelerde besine ulaşılabilirliğin sınırlı olması nedeniyle, beslenme yetersizlikleri görülmektedir. Mevsimsel değişiklilerden kaynaklanan etkiler, hem fiziksel hem de ekonomik olarak besine ulaşılabilirliği etkilemektedir. Mevsimlerin enerji, besin ve besin ögesi alımını etkileme derecesi, nüfusun ekonomik durumuna, mevsimler arası iklim farklılıklarına ve ülkelere bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Beslenme epidemiyolojisi alanındaki çalışmalar genellikle, mevsimler dikkate alınmadan yapılan besin tüketim durumunun değerlendirilmesi temeline dayanmaktadır. Ekonomik sınırlılıklar ve besin tüketim araştırmalarının zorlukları nedeniyle mevsimler dikkate alınmamaktadır. Bu durum besin alımında mevsimden kaynaklanacak potansiyel hatalara neden olmaktadır. Bu nedenle bir çalışma yapılırken dikkat edilmesi gereken nokta; mevsimsel değişimlerin hangi ölçüde var olduğunun ve bunun fizyolojik ve biyolojik parametreleri nasıl etkilediğinin belirlenmesidir. Beslenme durumunun değerlendirilmesinde mevsime bağlı besin tüketim alışkanlıklarındaki değişikliklerin belirlenmesi önemlidir. Bu makalede bireylerin besin tüketimi, çeşitliliği ve beslenme davranışları üzerine mevsimsel ve küresel faktörlerin etkileri irdelenmektedir.

 

BESLENME, 23(4-6):56-59, 2011
FONKSİYONEL BARSAK HASTALIKLARINDA BESLENME

Doç. Dr. Vildan Ertekin
İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Pediatrik Gastroenteroloji, Hepatoloji ve Beslenme Bilim Dalı 
Yrd. Doç. Dr. Mahya Sultan Tosun
Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Gastroenteroloji, Hepatoloji ve Beslenme Bilim Dalı

 
 
ÖZET
 

Fonksiyonel gastrointestinal hastalıklar (FGİH) yapısal ve biyokimyasal bozukluklarla açıklanamayan, patofizyolojik mekanizmaların iyi bilinmediği, üst veya alt gastrointestinal sisteme ilişkin kronik veya tekrarlayan bazı gastrointestinal sistem yakınmalarından oluşan değişik hastalıkların oluşturduğu heterojen bir hastalıklar grubundan oluşur. Erişkinlerde FGİH tanı kriterleri ilk olarak 1990 yılında yayınlanmıştır. Daha sonra iki ayrı komite tarafından yenidoğanlar/süt çocukları ve çocuklar/adölesanlar olmak üzere iki ayrı grupta Pediatrik Roma III kriterleri olarak 2006 yılında yeniden yayınlanmıştır. FGİH tedavisinde diyet ve beslenme önerileri büyük önem taşımaktadır. Bu metinde FGİH’da diyet önerileri ve beslenme desteği tartışılacaktır.

 

HEMŞİRELİK, 23(4-6):60-68, 2011
REÇETESİZ İLAÇ KULLANIMI İLE SAĞLIK SORUMLULUĞU ARASINDAKİ İLİŞKİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Yrd. Doç. Dr. Zeynep Güngörmüş
Atatürk Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Halk Sağlığı Hemşireliği Anabilim Dalı 
Yrd. Doç. Dr. Ayşe Sayan
Sakarya Üniversitesi

 
 
ÖZET
 

Bu araştırma bireylerin reçetesiz ilaç kullanımı ile sağlık sorumluluğu düzeylerini belirlemek, bunların birbirleriyle olan ilişkilerini incelemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikte olarak planlanmış ve yapılmıştır.
Araştırmanın evrenini Erzurum il sınırları içerisinde bulunan Yenişehir Sağlık Ocağının hizmet verdiği bölgede ikamet eden 50.000 kişi oluşturmuştur. Araştırma evrenini oluşturan 50 bin kişiden Yamane tarafından geliştirilen ve İdil tarafından Türkçe’ye uyarlanan (alfa=0.05 için) Minimum Örneklem Büyüklüğü esas alınarak 397 kişi örneklemi oluşturmuştur. Bu 397 kişi Yenişehir sağlık ocağının hizmet verdiği 7 mahalleye bölünerek her birinden alınması gereken örnek büyüklüğü 59 olarak saptanmıştır. Her bir mahalleye düşen örnek büyüklüğünü tam sayıya ulaştırmak için, alınması gereken kişi sayısı 60’a çıkarılmıştır. Daha sonra rast gele seçilen evlerden bir birey araştırmaya alınarak, birey sayısı 420’ye ulaşıncaya kadar anket uygulanmıştır. Daha sonra cevaplama hataları ve yanlış verilerden dolayı 9 anket formu çıkarılarak 411 kişinin anket formu değerlendirilmiştir.
Bireylerin tanıtıcı özellikleri ve sağlık sorumluluğu düzeyleri belirlenerek, bu bireylerin reçetesiz ilaç kullanımı ile ilgili davranışlarına yönelik sorulara yer verilerek, elde edilen veriler; korelasyon, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Student t-testi, Ki-kare testi ve yüzde dağılımları ile analiz edilmiştir.
Çalışmada, bireylerin sağlık sorumluluğu düzeyinin düşük olduğu ve yaş, eğitim, medeni durum, hayatın büyük bölümünün geçtiği yer, meslek grupları gibi tanıtıcı özelliklerinin sağlık sorumluluğu düzeyleri üzerine etkili olduğu saptanmıştır. Bireylerin % 68’inin reçetesiz ilaç kullandıkları ve reçetesiz olarak en fazla ağrı kesici- ateş düşürücü aldıkları belirlenmiştir. 
Reçetesiz ilaç kullanımını etkileyen en önemli faktörün eğitim durumu olduğu; ayrıca cinsiyet, yaş, medeni durum, kronik hastalığın olup olmaması ve gelir durumunun reçetesiz ilaç kullanımı üzerine önemli bir etkisi olduğu saptanmıştır.
Sonuç olarak; bireylerin sağlık sorumluluğu düzeyi ve tanıtıcı özellikler ile reçetesiz ilaç kullanımı arasında önemli bir ilişki olduğu belirlenmiştir.

 

HEMŞİRELİK, 23(4-6):69-73, 2011
LİSE ÖĞRENCİLERİNDE SİGARA İÇME DAVRANIŞI

Yrd. Doç. Dr. Zeynep Güngörmüş
Atatürk Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Halk Sağlığı Hemşireliği Anabilim Dalı

 
 
ÖZET
 

Bu çalışma, lise öğrencilerinde sigara içme davranışını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma evrenini Erzurum Lise’sinde öğrenim gören öğrenciler oluşturmuştur. Örneklemi, çalışmaya katılmaya gönüllü olan 361 öğrenci oluşturmuştur. Veriler, literatür taraması sonucunda geliştirilen Demografik Bilgi Formu, Bağımlılık Düzeyini Ölçen Fagerström Tolerans Ölçeği ile toplanmıştır. Çalışma kapsamına alınan öğrencilerin %28’inin sigara içtiği, %68,1’nin içmediği, %3,9’unun ise bıraktığı tespit edilmiştir. Erkeklerin % 93,1’inin sigara içtikleri ve cinsiyet ile sigara içme arasında istatistiksel olarak önemli bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Sigara içen öğrencilerin yaş ortalamasının 17, bırakanların 16, içmeyenlerin ise 15 olduğu ve gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin başarı durumu, ebeveynlerin eğitim durumu ve meslekleri, kardeş sayınsın sigara içme alışkanlığıyla ilişkili olduğu belirlendi. Sonuç olarak, çalışma kapsamındaki öğrencilerin % 28’inin sigara içtiği, bu bireylerin hafif düzeyde sigara bağımlısı oldukları belirlenmiştir.

 

HEMŞİRELİK, 23(4-6):74-78, 2011
KRİTİK DÜŞÜNME BECERİSİNİ KLİNİK UYGULAMALARDA HAYATA GEÇİRME

Yrd. Doç. Dr. Dilek Yıldız
GATA Hemşirelik Yüksek Okulu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Bilim Dalı 
Yrd. Doç. Dr. Emine Coşkun İyigün
GATA Hemşirelik Yüksek Okulu Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Bilim Dalı

 
 
ÖZET
 

Hemşireler bugün hızlı değişen sağlık bakım sisteminin kompleksleriyle ilişkili rollerinde etkili bakım sağlamak için kritik olarak düşünmelidirler. Kritik düşünme hasta bakımında hayatidir. Çünkü hemşireler planlama ve uygun hemşirelik müdahalelerini yerine getirmede karar vericidirler. Hemşirelerde kritik düşünme becerilerinin gelişimi kaliteli hemşirelik bakımının sağlanması içinde zorunludur. Hizmet içi eğitimlerde ya da oryantasyon programlarında hemşirelere kritik düşünme becerilerini kullanmalarını sağlamak için vaka çalışmaları, soru sorma ya da rol play gibi uygun stratejiler belirlenmeleridir.

 

HEMŞİRELİK, 23(4-6):79-81, 2011
POSTPARTUM DÖNEMDE ANNENİN DEĞİŞEN GÜNLÜK YAŞAM AKTİVİTELERİNE UYUMUNDA HEMŞİRENİN ROLÜ

Araş. Gör. Zehra Eskimez
İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik Yüksekokulu 
Araş. Gör. Bl. Uz. Nurdan Yalçın Atar
İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik Yüksekokulu

 
 
ÖZET
 

Postpartum (doğum sonrası) dönem plasentanın doğumundan bir saat sonra başlayan ve altı hafta kadar süren, annenin önemli biyo-psiko-sosyal değişimleri yaşadığı bir dönemdir (1, 2). Bu kısa zaman süreci içinde doğum yapan kadının yaşadığı fizyolojik ve psikolojik değişikliklere uyum sağlaması, annelik rolü ve bebeğini kabullenmesi, eve gittiğinde kendine ve bebeğine bakabilmesi için gerekli bilgi ve becerileri kazanması beklenir (3, 4).

Anneler, bir taraftan kendi bakımlarıyla ve yaşadıkları problemlerle baş etmeye çalışırken, diğer yandan da bebeğin ihtiyaçlarını karşılamak için günlük aktivitelerini sürdürmek ve yeni duruma uyum sağlama çabası içindedirler (1). Bu nedenle, hemşireler annelerin postpartum dönemdeki bakım gereksinimlerini değerlendirmeli, bu konuda gerekli bakım ve desteği sağlayarak annelik rolüne uyumlarını kolaylaştırmalı ve postpartum dönemdeki sorunların azalmasına yardımcı olmalıdır (1). Bu bağlamda, hemşire anneyi tanılarken, sistematik bir yaklaşımı sağlayan bir hemşirelik model ya da kuramını temel almalıdır. Bu modellerden biri olan Yaşam Modeli (Roper, Logan, Tierney)’dir.

 

HEMŞİRELİK, 23(4-6):82-84, 2011
SEMPATEKTOMİ

Yrd. Doç. Dr. Ayşe Tuç Yücel
Celal Bayar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu

 
 
ÖZET
 

Tıp için sempatik sinir sisteminin rolü sempatik sinir yolaklarının dejenerasyonu için değişikliklere zorlanması ile anlaşılabilir. Sinir büyüme faktörünün uzaklaştırlması, otoimmun ve kimyasal yıkım, transgenic hayvanlar ile immunotoksinler gibi yeni yaklaşımlar ile değişik yöntemler çevresel hasarın başlatılması için kullanılmaktadır. Cerrahi sempatektomi, elektrokoagulasyon veya açılarak alma şeklinde sempatik zincirin uzaklaştırılması veya daha az invaziv yöntemler olan stereotaktik ısı veya lazer ile gerçekleştirilebilir. Kimyasal sempatektomiler, sempatik zinciri geçici olarak hasarlandırmak için alkol ve fenol enjeksiyonları kullanır. Genellikle palmar veya plantar hiperhidrozis, Burger’in Hastalığı ve kritik alt ekstremite iskemisi için kullanılır. Nöropatik ağrı, ağrının başlatılması veya oluşması için sinir sistemindeki fonksiyon bozukluğu veya birincil hasar oluşumu şeklinde tanımlanabilir. Cerrahi ve kimyasal sempatolizis bunu önlemeye yardımcı olabilir. Kimyasal sempatektomi ile ilgili uygulamalar, yan etkilerinin önemli olmasından dolayı hala araştırma altındadır. Bu nedenle, yöntemin olası risklerini ve etkinliğini anlamak için daha fazla deneysel çalışma ve klinik deneyimlere ihtiyaç duyulmaktadır

 

HEMŞİRELİK, 23(4-6):85-90, 2011
CERRAHİ HASTASININ PSİKOLOJİK YÖNÜ

Yrd. Doç. Dr. Adalet Koca Kutlu
Celal Bayar Üniversitesi Manisa Sağlık Yüksekokulu

 
 
ÖZET
 

Hastalarda cerrahi girişimlere bağlı olarak çeşitli boyutlarda psikolojik sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu sorunların başında anksiyete, korku ve stres gelmektedir. Bu çalışmanın amacı cerrahi hastasının ameliyat öncesi ve sonrası psikolojik durumlarının değerlendirilmesi ve hastaların bu durumlarla başa çıkabilmeleri için önerilen girişimlerin ele alınmasıdır. Ayrıca cerrahi girişimlere bağlı yaşanan psikolojik sorunlara yönelik hemşirelik girişimleri ile ilgili bilgi ve öneriler de derlenmiştir.

 

HEMŞİRELİK, 23(4-6):91-96, 2011
STOMALI HASTADA BESLENMENİN ÖNEMİ

Yrd. Doç. Dr. Berna Dizer
İzmir Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik Bölümü
Yrd. Doç. Dr. Emine İyigün
GATA Hemşirelik Yüksek Okulu Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Bilim Dalı
Uzman Diyetisyen Birgül Dağ
Gülhane Askeri Tıp Akademisi Genel Cerrahi Anabilim Dalı 
Diyetisyen Hülya Şafak
Gülhane Askeri Tıp Akademisi Genel Cerrahi Anabilim Dalı

 
 
ÖZET
 

Bireylerde yaşam tarzı değişikliğine neden olabilen ve yaşam kalitesini etkileyen girişimlerden biri de bağırsak stoması açılmasıdır. Kalıcı stomalar yaşam boyu kalmaktadır. Kalıcı abdominal stoma açılmasını gerektiren en yaygın sorun kolorektal kanserler olarak gösterilmektedir. Ülkemizde kolon kanserinin klinik özellikleri ile ilgili cerrahi merkezlerde yapılan birçok çalışmada vakaların giderek arttığı belirtilmektedir. Stoma bakımının amacı, stoma hastalarının yaşam kalitesini en iyi düzeyde tutmaktır. İyi beslenme, kolorektal ve stoma cerrahisinden sonra iyileşmeyi hızlandırmaktadır. Stomalı hastaların yiyecek seçenekleri veya özel diyet isteklerinin, stomanın tipine göre belirlenmesi gerekmektedir. Bu amaçla stoma açılan hastalarda beslenme stratejilerinin belirlenmesi, bu beslenme şeklinin kişinin yaşam tarzı haline getirilmesinde, sağlık çalışanlarının önemli bir rolü vardır. Stomalı hastaların beslenmesinde, yiyecek seçimine ait sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Doğru diyet bilgisi, yeni stoması olan hasta için önemlidir. Bu amaçla stomalı hastaların beslenmesini yönlendirecek, beslenmeden kaynaklanan problemleri çözümleyebilmelerini sağlayacak kılavuz kitapçığa ihtiyaç duyulmaktadır.

 

HEMŞİRELİK, 23(4-6):97-100, 2011
HEMŞİRELİKTE UZMANLAŞMA: DÜNYA VE TÜRKİYE

Yrd. Doç. Dr. Fahriye Oflaz
GATA Hemşirelik Yüksek Okulu Psikiyatri Hemşireliği Bilim Dalı

 
 
ÖZET
 

Türkiye’de hemşirelik yasasının yeniden düzenlenmesi ile beraber “uzman hemşire” kavramı yasa ile tanınır hale gelmiştir. Uygulama alanında düzenlemeler yapılabilmesi için uzmanlık eğitimi ve sertifikasyon kavramlarının yeniden tanımlanmasına ve uygulama alanında görev ve sorumluluklar ile ilgili çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Bu makalede dünyada, hemşirelikte uzmanlık eğitiminin nasıl yürütüldüğüne ve tanımlandığına ilişkin örnekler verilerek Türkiye’deki durum tartışılmıştır.

 

HEMŞİRELİK, 23(4-6):101-106, 2011
YOĞUN BAKIM HASTALARI NASIL BESLENMELİ? HANGİ YÖNTEM, HANGİ YOL

Uzm. Hemş. Tuğba Diker
Prof. Dr. Fatma Eti Aslan
Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü 
Doç. Dr. Aysel Badır
Koç Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu
Araş. Gör. Zehra Kan Öntürk
Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü

 
 
ÖZET
 

Yoğun bakım gerektiren tıbbi durumların hemen hemen tamamı yetersiz beslenmeye neden olabilir. Yetersiz beslenme ise, organ fonksiyonlarını bozar, klinik seyri kötüleştirir ve inflamatuar yanıtı artırır. Sonuç olarak yetersiz beslenme yoğun bakım hastalar (YBH)’ında iyileşme sürecini yavaşlatır, sağ kalım oranını düşürür. Bu nedenle YBH’larında beslenme desteği diğer destek tedaviler kadar önemlidir. Bu makalede YBH’ larında beslenme destek yolunun seçimine, erken beslenmenin önemine, enteral ve parenteral beslenme yöntemlerine ve bu yöntemlerin birbirlerine göre üstünlüklerine yer verildi.

 

HEMŞİRELİK, 23(4-6):107-111, 2011
PERİNATAL KAYBI OLAN AİLELERDE YAS SÜRECİ VE HEMŞİRELİK YAKLAŞIMI

Arş. Gör. Dr. Meltem Demirgöz Bal
Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu 
Doç. Dr. Nevin Hotun Şahin
İstanbul Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi

 
 
ÖZET
 

Perinatal kayıplar, ebeveynler için acı ve baş edilmesi güç yaşam deneyimlerindendir. Bu sürecin başarılı geçirilmesinde hemşirelik yaklaşımı çok özel ve önemli bir yer tutar. Hemşirelik yaklaşımı patolojik yas, etkisiz baş etme, bireysel reaktif depresyon ve aile sisteminde yetersizlik gelişmesini önlemeye yönelik olmalıdır. Bu makalede perinatal kayıp durumlarında, kültürel farklılıklar gözetilerek, ebeveynlerin gereksinimlerini karşılayıcı, fonksiyonlarını yerine getirici, karşılıklı gelişim ve olgunlaşma sağlayacak hemşirelik yaklaşımlarına yer verilmiştir.

 

HEMŞİRELİK, 23(4-6):112-115, 2011
POSTÜR İLE İLGİLİ ÖZELLİKLERİN ANNATOMİ İLE İLİŞKİSİ

Yrd. Doç. Dr. Ayşe Tuç Yücel
Celal Bayar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu

 
 
ÖZET
 

İnsan vücudunun şekli türe özgün olup yapılan tarihsel, heykelsel ve anatomik çizimlerden fetüs ve yeni doğanlarda ortak bir temel benzerliğin olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bir kısım insan populasyonunda vücud şekli ve hacmi farklılıklar içermektedir. Duruş ve hareket sinir sistemini de içeren bir şekilde birçok yapısal ve fonksiyonel eleman tarafından düzenlenmektedir. Hareket ve duruşta oluşan değişiklikler dengesizliğe ve ciddi halk sağlığı problemlerine neden olmaktadır. Hareketin güvenli ve etkin bir şekilde yapılması için mutlaka iyi bir postür gerekmesine karşılık postür ile ilgili özellikler hakkında çok az bilgi bulunmaktadır. Bu makalenin amacı, postür için gereken gövde ve diğer elemanların katılımı ile iyi bir postür ve anormalliklerinin organizasyonu hakkında bilgi vermektir.

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın